
Bu yazı ilk kez bu sitede (poetikbilis.com) yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz; alıntı yapılması durumunda kaynak gösterilmelidir.
“İkoniklik” kavramı, Saussure’den bugüne kabul edilegelen dilsel göstergenin keyfîliği ilkesine karşı geliştirilen en eski ve en dirençli itirazlardan biridir. Ancak bu kavram, uzun süre boyunca ya dar anlamda (ses-anlam benzerliği) ele alınmış ya da ikincil bir estetik özellik olarak değerlendirilmiştir. Bilişsel Poetikanın gelişimiyle birlikte “ikoniklik”, yalnızca göstergebilimsel bir kategori olmaktan çıkarak, anlamın nasıl ortaya çıktığına ilişkin epistemolojik bir sorun hâline gelmiştir. Margaret H. Freeman’ın The Poem as Icon adlı çalışması, bu dönüşümün şiir kuramı içindeki en kapsamlı ve sistematik örneklerinden biridir. Freeman, “ikonikliği” şiirsel anlamın gerçekleştiği temel bilişsel mekanizma olarak “yeniden düşünmeyi” önerir. Ona göre şiir dünyayı anlatmaz; dünyayı biçim olarak yeniden kurar. Yani şiirsel dil, bir “temsil” aracı olmasından da daha çok, anlamın bizzat biçim yoluyla ortaya çıktığı bir yapıdır. “İkoniklik”, gösteren ile gösterilen arasında benzerlik (daha doğrusu özdeşlik) temelli bir ilişkiden doğar. Bu benzerlik keyfî bir uzlaşımla belirlenmez; zira bedensel deneyime, algıya ve bilişe dayanmaktadır. Şiir “ikoniklik” potansiyelini en yoğun kullanan edebî türdür. Şair, varlığın gerçekliğinin bir tezahürünü apriori bir yaratımla canlandırır; varlığın özünün ilksel bir deneyimi olarak. Bu eylem bir yansıtma faaliyeti değil, özsel bir yaratımla canlandırmadır. Canlandırmanın okurun zihinsel süreçlerinde deneyimlenerek yankılanması, eseri ikonlaştıran gerçeklik tezahürüdür.
Freeman’ın “ikoniklik” anlayışı. . .
. . .
(Makalenin devamına Bilişsel Poetika & Poetik Biliş isimli yeni kitabımdan ulaşabilirsiniz.)