NORM KIRICI BİR DUA FORMU OLARAK “ŞARKIMA KATIL”

Bu yazı ilk kez bu sitede (poetikbilis.com) yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz; alıntı yapılması durumunda kaynak gösterilmelidir.


Cevdet Karal’ın Tanrının Kurduğu Saatler (2024) kitabında ilk bölüme de adını veren “Şarkıma Katıl” isimli şiiri, geleneksel dua formunu kıran/ güncelleyen, bir manada modernize eden yapısıyla öne çıkar. Fakat poetik öznenin gayesi modernize etmekten ziyade, dili varoluşun akustiğiyle yeniden biçimlendirerek ona kendinden bir ruh, varoluşsal bir öz kazandırmak istemesiyle karakterize olur. Geleneksel dua formunun (yahut münacat) tabulaşmış kanonik yapısını kırarak, Tanrı’ya seslenişi çocuksu bir saflık ve samimiyetle aynı düzlemden birbiriyle konuşabilen bir diyaloğa dönüştüren poetik özne, aradaki mesafesizliği okura duyurmak, bu güçlü bağlantısallığı dile yansıtmak istemektedir. Bu seslenişin tınısal/ akustik bir söyleyişi önceleyerek dile gelişi ise, Mutlak olanın o kuşatıcı akustiğine kapılan öznenin, sesinin ona ait yahut ondan bir ses (bir şiir) olarak evrene yayılmasındaki bütünlüğü/biraradalığı/iç içeliği göstergeye dönüştürme/ biçimlendirebilme idealidir. Yaratıcısıyla mesafesiz bir yakınlıktan, karşılıklı bir iç içelikten konuşan şiir biçemi bu yüzden norm kırıcı, kanon yıkıcı bir özelliktedir. Söyleyişin akustik bir sesleşim yaratılarak icra edilişi ise bu retoriğin sanatsal (şiirsel) boyutudur. Okunan her mısra bilişsel akışta müzikal bir rezonans, tınısal bir haz yaratarak alımlanır.

Lirik şiirin en baskın özelliği bilindiği gibi ses unsurudur. Alexander Pope’un deyimiyle “ses anlamın yankısı gibi görünmektedir.”[1] (Perloff & Dworkin, 2022:25) Perloff’a göre hatta, şiirin en merkezi özelliği olmasına rağmen en çok göz ardı edileni ses unsurudur. Ses ve biçim (fonem ve morfem) zihinsel akışta farklı biliş alanlarını harekete geçirdiği için, şiirin kulağa ve göze aynı anda hitap eden inşası bilişsel bir senkronizasyon yaratarak rezonans etkisini artıracaktır. O halde anlamdan çok daha önce bir şiiri şiir olarak duyumsatan, hayranlık uyandıran vasfı sesleşim zincirindeki başarısıdır. Zira bir zincirin halkaları gibi firesiz bir senkronizasyonla kelimeler birbirine geçirilmiş ve belirgin bir müzikal tını yaratılmıştır. İşte okurun duyumsadığı, etkilendiği, empati kurduğu, estetik bir gerilim yahut haz aldığı anlam (veya duygu) namına ne varsa, bunu gerçekleştiren/ akışı yaratan bu müzikal tınıdır: Şiirdeki şiirsel unsurların okurun bilişsel akışında bedenleşmesi, rezonansa kapılması yani. Karşılıklı iki diyapazonun birine vurulduğunda diğerini de titretmesi ve ilkini durdurduğumuzda diğerinin tınlamaya hâlâ devam etmesi örneğinde olduğu gibi. Sessel unsurların bilişsel alanları tetikleyerek birbirini kuşatması, görsel etkilenime nazaran bu yüzden daha etkili ve kapsayıcı, daha sürdürülebilir ve kalıcı bir nitelik taşımaktadır. Müzikal akışına kapıldığımız akustik karakteri baskın şiirlerden çok daha fazla etkilenme eğilimi içindeyizdir. Göz hedefe kilitlenip dikkati dağıtsa bile armoni zihinsel akışımızda devam etmektedir: Sesin tınısı kesilmez ve bilişsel akışı biteviye hareket halinde tutar.

Karal şiirinin en belirgin karakteristiği sessel unsurun baskın olmasında ve şiirselliğin müzikaliteyle kurulmasında açığa çıkar. Şiirsellik ve duygu yaratımı fonetikle, sessel fenomenlerin okur bilişinde suretlendirilmesi ile kazandırılır. Sesi daha “çekici” olan kelimelerin seçilmesi bir yana, bir araya getirildiklerinde “çekici” bir ses zinciri (sesleşim) oluşturacak tamlamalar, cümleler, nidalar, nüanslar, mısralar kurgulanır. Öyle ki, zincirin bir halkası çıkarılsa tespih taneleri gibi dağılacak bir ritim (ahenk) inşa edilir. Dolayısıyla, bu bağlamdan bakıldığında Karal şiiri aynı zamanda “ikonik” bir şiirdir. Şiirsel ikonikliği gerçekleştiren “suret” (görüntü) oluşturma özelliği, okurun bilişsel akışında duygunun (yahut anlamın) sesle birlikte canlandırılmasıyla yaratılmıştır. Hatta şiirsel deneyimin karşı tarafta canlandırılmasına yegâne sebep, bizatihi sesin kendisidir. Okurun dikkati ve zihinsel akışı şiirsel akustiğin çekiciliğine kapılarak “dikkat” hep uyanık ve canlı tutulmaktadır. Zira, bir şiirde şiirsel gücü zayıflatan, çekiciliğini azaltan en önemli handikap “dikkat kayması”dır. Dikkatin uyanık tutulmasını sağlayan ise, sessel unsurların çok daha “çekici” özellikler barındırmasında gizlidir. Şiirin başlığı dahi, okur daha şiire başlamadan müzikal bir atmosfere davet ederek algıyı kıskıvrak yakalar: Şarkıma katıl. “Her ne kadar lirik şiir müzik olmasa da kendi ses kalıplarındaki müziğin temsilcisidir.” (Perloff & Dworkin, 2022:34) Bu yazının konusu “Şarkıma Katıl” şiiriyle sınırlı olduğundan, bu metinde sadece sessel unsuru odağa alarak konuşmamı sürdüreceğim.[2] Şiirin tamamı şöyledir:

ŞARKIMA KATIL

Mademki varsın, şarkıma katıl,
Esirgeme müziğini benden,
Esirgeme Tanrım;

Sadece kendi yüreğimi burkan
Bu şarkım, canlansın

Gözlerin görmediği korodan,
Soluğunla bir uyum yaratayım,

Ve senin sesini başkaları
Benim sesimmiş sansın

Poetik öznenin “şarkıma katıl” diye imlediği, okuru yönlendirdiği alan düz anlamda şiirin kendisi yahut şiirsel uzam gibi gözükse de aslında, bu müzikalin deneyimlendiği/ şiirin varlık sebebi olan varoluşsal katmanadır davetiyesi. Yaşam ve ölüm paradoksunun ruhta yarattığı devinimsel gerilimle, bu gerilimin varoluşsal bir ıstıraba dönüştürülerek kurulduğunu bildiğimiz Karal şiirinin karakteristik örgüsü, bu şiirde de yine aynı gerilim perdesinden seslenmektedir ama bu defa öznenin sesi daha kırılgan, daha talepkâr ve daha uyumlu (bütünleşik-iç içe) bir diyaloğun tarafı olarak karşımızdadır. İşte okur, bu uyumlu iç içeliğin harmonisindeki ahengin ruhta yarattığı “aşkın” müziği deneyimlemeye davet edilmekte, müziğin coşkusu dilde canlandırılmaya, okur bilişine yansıtılmaya çalışılmaktadır: “Ve senin sesini başkaları/ Benim sesimmiş sansın” mısralarıyla sonlanan şiirin yaratmak istediği etki/ duygu durumu tam olarak budur. İç içe aynalar gibi ses ve anlam “s” ve “ş” sessizlerinin gramofonik tekrarıyla birbirine zincirlenerek çekiciliği devingen kılar. Bu sessizlerin şiir akışında sıklıkla kullanılmasının sebebi bu akustik zinciri sağlamlaştırma gayesiyledir. Dolayısıyla şiir, bir fısıltının dil ve kulak arasında yankılandığı metcezir gibi zihinsel akışı uyararak dikkati canlı ve ilgili tutar. Sesin bu denli baskın bir tercihle kullanılmasının gerekçesi, bir şiiri “çekici” kılan unsurların prototipik bir özelliği olmasındandır.

Karal şiirinin başat bir karakteristiği olan ses unsurunun, norm kırıcı bir işlevle hem akustik hem de anlam olarak geleneksel dua formunu şiirleştirmesi, ilk değilse de şiirde özgün bir tekniktir. “Madem ki varsın, şarkıma katıl,/ Esirgeme müziğini benden,/ Esirgeme Tanrım” mısralarıyla açılan şiirsel atmosfer, diyebiliriz ki, geleneksel dua formunu müziğin ve şiirsel biçemin türlerarası etkileşimiyle güncelleyen tinsel bir şarkıdır. Söyleyişteki duruluk ve sadelik, izlenimci okurda basitlik algısı oluştursa da bu yanılsamayı eskilerin “sehli mümteni” sanatıyla açıklamak son söz olarak daha doğru bir tanımlama olacaktır.


[1] Perloff Marjorie & Dworkin Craig, Şiirin Sesi/ Sesin Şiiri, Çev. F. B. Helvacıoğlu, Ketebe Yayınları, 2022.

[2] Daha kapsamlı bir okuma için: https://www.buzdokuz.com/2025/08/ruhun-acisiyla-kimyanin-iliskisi-ozyasamoykusel-bir-terapi-olarak-cevdet-karal-siiri/