
Psikoloji’de “Zihin Teorisi” olarak bilinen “zihin okuma” (mind-reading), bilişsel psikologlar tarafından insan davranışlarını duyguları, düşünceleri, istekleri, niyetleri, inançları, arzuları açısından zihinsel bir durum atfetme yoluyla saptama, yansıtma, çıkarsama ve anlamlandırma yeteneğimizi tanımlamak için kullanılan bir terimdir. “Telepati” yahut “niyet okuma” gibi bir anlam içermediği iddia edilir. İnsan davranışlarına zihinsel saptamalar, içgörüler, yorumlamalar atfetmek; sosyal çevremizi ve konumumuzu inşa etmek/ yönlendirmek için kullandığımız “varsayılan” yoldur. Bir bakıma refleksif bir olgudur. Çocukluğumuzdan itibaren kültürel ve çevresel koşullarla güdülenerek edindiğimiz refleksif bir zihin kodlama eylemidir: “Sürekli olarak, zahmetsizce, otomatik olarak ve çoğunlukla bilinçsizce zihin okuruz.” (Baron-Cohen, 1995) Aynen homeostazda hücrelerin ve sinir ağlarının otomatik kodlanmayla işlevselleştiği işbirliği eyleminde olduğu gibi, zihnin duyusal işleyişinde de refleksif işbirliği ön plandadır. Bir anlamda kendiliğinden bir işlevdir. Bilişsel teorisyenler kurgusal metinleri çözümleme bağlamında, nörobilişsel ve nöropsikolojik süreçlerle bu yetiyi geliştirerek refleksif tepkinin anlamlandırma alanını genişletmişler ve “zihin okuma” yeteneğimizi sosyo-kültürel temsillerimizi yapılandırma işlevi olarak gören “özel bir bilişsel yetenek” olarak takdir etmeye başlamışlardır. “Zihin okuma”, “başka bir kişinin davranışını gözlemlemenin, esasen o kişiyi, okunabilir ve o kişinin ne düşündüğü veya hissettiği konusunda anlamlı sonuçlara dönüştürülebilen bir yüzey olarak görmek gibi olduğunu gösterir.” (Smith, 2017, bold vurgu bana ait L.A.) Bununla birlikte,
“bilişsel antropologlar, zihinsel durumları kendimize ve diğer insanlara atfetme yeteneğimizin yoğun bir şekilde bağlama bağlı olduğunun giderek daha fazla farkına varmaktadır. Bağlama duyarlı uzmanlaşmaya yapılan bu yeni vurgu ve Zihin Teorisinin temel bilişsel kaynağımız olduğu gerçeği göz önüne alındığında, tek tip bir bilişsel adaptasyon tarafından değil, çeşitli sosyal bağlamlara yönelik geniş bir uzmanlaşmış adaptasyon kümesi tarafından desteklenmektedir.” (Zunshine, 2006:8)
Bu da bilişsel bir eleştirmenin, Bilişsel Poetika’nın etkileşim içinde olduğu bütün disiplinler ve daha başka birçok disiplin ve uzmanlık alanları hakkında bilgi sahibi olması gerektiği koşulunu açığa çıkarmaktadır. Okuduklarımızı anlamlandırma süreci, kişisel evrimimiz süresince çeşitli sözel yapılara duygu, düşünce, arzu, inanç, niyet vb. potansiyeli yükleme, bu potansiyelle donatma ve sonrasında bu donatılmış örüntüleri zihinde arama, bulma, açımlama, çağrışım yaptırma ve yeni örüntüler yapılandırma becerilerimizi ifade eder. Bilişsel eleştirmen için ise elbette çok daha fazlası gerekmektedir. Gündelik dürtüsel “zihin okuma” eylemimiz bu bilinçli bilişsel farkındalıkla uzmanlaşacaktır.
Çocukluğumuzdan itibaren çevremizdeki insan davranışlarını gözlemleyerek ve zihnimizde kodlayarak yaşamsal süreç içinde “varsayılan yollar” ediniriz. Zihinsel şemalar ve temsiller şeklinde kodlanan davranış kalıpları, duygu durumları, tepkisel normlar insanlar arasında ufak tefek farklılıklar gösterse de genel itibariyle bu “varsayılan yollar” insan olmanın gereği olarak her zihinde aynı algısal görüntüler ve inançlarla kodlanmıştır. Gündelik yaşamda karşılaştığımız insan davranışlarının altında yatan zihinsel durumları/ niyetleri bu kısayollarla okuma/ tahmin etme/ yorumlama eğilimi içinde oluruz. Örneğin bir yemek masasında, karşımızdaki kişinin sofranın sağına soluna bakınmasından tuz aradığı yahut peçete bakındığı sonucunu çıkarabiliriz. Yüzünde beliren mimiklerden, tavırlarından, hiç konuşmasa bile yemeği beğenip beğenmediğini, hatta zihninden geçirdiklerini sezebiliriz. Yemek bitiminde garsonla kurduğu göz temasından, sessizce hesabı ödemeye yeltendiğini hissedebiliriz. Bunlar, sosyal yaşam içerisinde kültürden kültüre aktarılan davranış kalıpları olarak “zihin okuma” yeteneğimizi geliştiren otomatikleşmiş göstergelerdir. Zihnimize, karşımızdaki kişinin zihninden geçirdiklerini okumak, tahmin etmek, yorumlamak noktasında hep aktif olan bir kodlama aktivitesi hakimdir. Sosyalleşmenin ve iletişim halinde olmanın koşutlaması olarak zihinsel süreçler bizi bu “varsayılan yolları” edinmeye mecbur bırakır. Bu psikolojik döngüden çıkamayız; çünkü yaşam, toplumsal davranış kalıplarıyla eşitlenerek kendi davranış kalıplarımızı belirleme, doğru ve yerinde davranışlar sergileme mesabesinde bunu bireye dayatır. Nicholas Humphrey’e (1984) göre “insanlar doğuştan psikologdur.” Psikoloji atfetme, yani “zihin okuma”, sıradan her erkek ve kadının sahip olduğu, hiçbir şekilde sıradan olmayan bir yetenektir. Dolayısıyla, bir “edebi okuma” faaliyetinde de okur zihni metnin zihinsel süreçlerini bu aynı temsiller, kodlamalar, varsayılan yollar, zihinsel simülasyonlarla yorumlama eğiliminde olacaktır. Metin okumak, zihin okumaktır ve zihinler arasında yorumlama edimi refleksif olarak işlevselleşir. Okur zihni, karakterlerin zihnine yahut poetik öznenin zihnine atıflarla metni anlamlandırmaya çalışır: Zira zihin, bu kodlamaları çözmek ve yenilerini yapılandırmakla aralıksız bir biçimde “karşılıklılık” (chiasmus) etkileşimi içerisinde etkinleşir.
Başkalarıyla iletişimimizde görünür ve dokunulur fenomenlerin “içe içe” ve “karşılıklı” bir öznelerarasılıkla etkileşim içinde olduğunu söyleyen Merleau-Ponty, bu durumun bir gizem içermediğini ve varoluşun kendiliğindenliğiyle geliştiğini ifade eder:
“Benim onunla ilgili bir fikir, bir imge ya da bir tasavvur değil, ama tabiri caizse yakın deneyim sahibi olmam için bir manzaraya bakmam, bunu biriyle konuşmam yeterlidir: O zaman, onun bedeni ile benimkinin uyumlu işleyişiyle, benim gördüğüm şey ona geçer, (…) çünkü gören ben değilim, gören o değil, çünkü her ikimizde anonim bir görüş alanı bulunur, tene ait şu temel özellik sayesinde -burada ve şimdi olduğu halde her yere ve sonsuza kadar yayılması ve birey olduğu halde, boyut ve evrensel olması- genel bir görüştür o.” (Merleau-Ponty, 2023:183)
Bu yaklaşım, “zihin okuma”nın bilişsel bir çıkarım/yorumlama olmasının ötesinde, ön-dilsel bir “bedensel sezgi” olduğunu düşündürür. Bu bakış açısıyla ontolojik statüsü genişleyen bilinç, ötekine yönelik daimî bir açıklık hâlini imlemektedir. Edebî metinler bu açıklığı simüle ederken; karakterler arası ilişkiler, iç içe geçmiş zihinler, imgesel ve metaforik yapı, metnin çokkatmanlı bağlamsal dokusu okurun başkalarının zihinlerine dair metin-içi ve metin-ötesi sezgisel okumalarını/ atıflarını tetikler. Böylece edebi metin, fenomenolojik bir “ötekiyle karşılaşma sahası” hâline gelir. Smith bu durumu “bedenlenmiş zihin okuma” (embodied mind-reading) olarak adlandırır ve ona göre “zihin okuma, bedenin dilinde gerçekleşir.” (Smith, 2017) Bedenin dilinden kasıt, zihnin beyinle birlikte tüm vücuda yayılan ve kapsayan bütünlüğüne işarettir. O halde “dil” dediğimiz olgu, konuştuğumuz ve iletişim kurduğumuz dille birlikte beden dilini de içermektedir. Zira hiç konuşmasak bile, beden dilini kullanarak karşımızdaki kişiyle iletişim kurabilir, birbirimizin zihninden geçirdiklerini okuyabiliriz.
“Zihin okuma”, “bedenlenmiş” yahut “bedensel bir sezgi” olarak tanımlanmasının yanı sıra, nöro-bilişsel bağlamda beynin sosyal biliş sistemleriyle, yani başkalarının duygu ve düşüncelerini anlamada kilit rol üstlenen “ayna nöronlar”la da ilişkilendirilir. Rizzolatti, “ayna nöronlar”ın yalnızca fiziksel hareketi taklit etmekle sınırlı kalmadığını, hareketin amacını/ niyetini de kodladığını ifade eder. (Robinson, 2008) Gallese’ye göre “içsel taklit” yoluyla işleyen bu “zihinsel aynalama” faaliyeti; bir başkasının eylemini veya duygusal tepkilerini gözlemlediğimizde kendi motor ve duygusal sistemimizde benzer aktivasyonlar ortaya çıkması durumudur. Bu nöro-taklit, okuduğumuz metinlerin zihinsel süreçlerini, meta-temsillerini, duygu durumlarını içselleştirmemizi ve yüksek “empati” yeteneği geliştirmemizi mümkün kılar. Bununla birlikte “zihin okuma”, empatinin genişletilmiş bir biçimidir. (Goldman, 2006:4) Zihinler arasında aktive olan bu “iç içelik” ve “karşılıklılık” bileşenleri, fenomenal düzeyde “derin öznelerarasılığı” etkin kılar ve zihinler birbirlerinde kendilerini, kendinde bir diğerini deneyimleyerek okuma/çıkarsama/yorumlama eylemlerini gerçekleştirirler: Yani, bizzat ötekini kendinden çıkarsayarak.
Edebi metinlerde ironi, parodi, güvenilmez anlatıcı, iç monolog, bilinç akışı veya dolaylı anlatım gibi yapılar, okuyucudan ileri düzey bir “zihin okuma” kapasitesi talep eder. Örneğin, Jane Austen romanlarının anlatıcısı çoğu zaman karakterin kendisinin bile farkında olmadığı niyetleri ve iç içe zihinleri ifşa eder. Bu durumda okur hem anlatıcının hem karakterlerin zihnini ve meta-temsillerini aynı anda modellemek, hem de kendi eş-duyumsal temsilleriyle bu modelleri eşleştirerek çözmek zorundadır. Zunshine’e göre, bu sosyo-bilişsel karmaşıklığı senkronize eden meta-temsil yeteneğimiz “planlama, iletişimi yorumlama, iletişimin getirdiği bilgileri kullanma, başkalarının iddialarını değerlendirme, zihin okuma, numara yapma, aldatmayı tespit etme veya aldatma, çıkarımları kullanarak geçmiş veya gizli nedensel ilişkiler hakkında bilgileri üçgenleme ve insan zihnini bu kadar farklı kılan diğer birçok şey için gereklidir.” (Zunshine, 2006:52) Meta-temsillerle birlikte bu iç içelik “çokkatmanlı zihinsel temsil” (multi-layered mental representation) olarak tanımlanabilir. (Palmer, 2004) Zunshine de “zihin içinde zihin içinde zihin” makalesiyle bu duruma işaret eder. İleri düzey “zihin okuma” gerektiren bu okumalar, okurun bilişsel enerji yükünü artırır ve zihin okumayı metin-ötesi çıkarsamaya taşıyan sezgisel (heuristic) süreçleri işlevselleştirir. Bu bağlamda, “zihin okuma”nın “telepati” yahut “niyet okuma” gibi bileşenleri içermediğini iddia etmek, zihinsel akışın “derin öznelerarasılıkla” etkileşime giren “kiyazmatik” (chiasmus) yapısını gözden kaçırmaya sebep olacaktır. Oysa “zihin okuma”nın temelinde bu fenomenal işleyiş hakimdir. Hem dilbilimsel hem nöro-bilişsel hem de felsefi açıdan sezgisel fenomenlerin zihinsel süreçlerde etkin olduğu savı, bu disiplinler tarafından kabul edilmekte ve son yıllarda yapılan birçok araştırmada bu bağlam öne çıkarılmaktadır.
Modern zihin felsefesinde “zihin okuma”; teori teorisi (theory theory) ve “simülasyon teorisi” (simulation theory)[1] ile açıklanmaktadır. “Teori teorisi”ne göre (Dennett, 1987; Baron-Cohen, 1995), birey başkalarının davranışlarını, niyetlerini, duygularını “halk psikolojisi” dediğimiz genel psikolojik kurallara göre tahmin ederken; “simülasyon teorisi”ne göre (Goldman, 2006; Gallagher, 2005), başkasının zihinsel durumunu kendi zihninde canlandırarak, yani simüle ederek anlamlandırır. Zunshine (2006) bu iki modeli “edebi okur” bağlamında birleştirir: Bu durumda okur, karakterlerin duygularını hem sezgisel olarak “yaşar” (simülasyon) hem de kültürel bilgi ve toplumsal şemalar aracılığıyla “yorumlar” (teori). Smith (2017) ise bu birleşimi “duygulanımsal empati” ile “kültürel sezgi” arasında bir salınım olarak tanımlar. Bu yaklaşımlara koşut olarak Lavelle (2022), her iki modelin tek başına yetersiz olduğunu öne sürerek “çoğulcu sosyal biliş” (pluralist social cognition) kavramını geliştirir. Ona göre “zihin okuma”; kültürel normlar, sosyal senaryolar ve etik bağlamlarla şekillenir. Bu açıdan, edebi metnin toplumsal katmanlarını anlamada belirleyici bir konumdadır. O halde edebi bir okuma anında okurun karaktere yüklediği zihinsel niyet, sosyal ve kültürel olarak zihinsel süreçlerinde biçimlendirilmiş şemalar, modeller ve kodlamalara dayanarak şekillenmektedir. Okur zihni metnin zihniyle, aynen “karşılıklı” iki (yahut çoğul) zihnin iç içe etkileşimle deneyimlediği “derin öznelerarasılık”ta olduğu gibi “kiyazmatik” (chiasmus) bir etkileşime girer ve metnin meta-temsillerini içselleştirerek çözümler. Zunshine (2006), edebi okuma sürecini “çokkatmanlı zihin temsilleri” olarak tanımlar. Örneğin, Asuman Susam’ın “Huş Ağacının Altında” isimli şiirinin ikinci bölümünde okur, şiir uzamında ormanın içinden yansıyan “hayalet imge” görüntüleriyle eşanlı bir biçimde, zihninde oluşan örüntüleri birleştirmeye ve meta-temsillerini çözmeye çalışarak şiiri alımlamaktadır. Bu durum, metin-içi ve metin-ötesi çokkatmanlı zihin temsillerine örnek teşkil eder. Okur zihni şiir öznesinin zihniyle iç içe geçerek “zihin okuma”yı refleksif bir şekilde aktifleştirir ve “hayalet imge” görüntülerini zihin akışında simüle ederek içselleştirir. Bu sayede şiirin bilişsel bir duygu akışı olmasının ötesinde, bir film sinopsisi şeklinde kurgulanan holografik sekans geçişleri alt metninde görüntülenebilecektir.[2] Shaun Gallagher (2012) bu çokkatmanlı süreci “etkileşimsel biliş” olarak tanımlar: “Zihin okuma” ötekinin zihinsel atıflarını temsil etmekten ziyade, onunla dinamik bir etkileşime girmekle ilgili bir biliş durumudur. Edebi okumada bu etkileşim, okurla karakter arasındaki “hayali empatik ilişki” biçiminde gerçekleşir.
Yaşamı gözlemleyerek altta yatan zihinsel durumları yorumlama eğilimimiz o kadar zahmetsizce ve kendiliğinden işlemektedir ki, Zunshine’in söylemiyle “evrimleşmiş bilişsel mimarimiz bizi farkındalığın başlangıcından itibaren her gün öğrenmeye ve zihin okuma pratiği yapmaya” (Zunshine, 2006) nihayetsizce güdülemektedir. Bilişsel ve psikolojik gelişimimiz bu sayede yaşam akışı içinde otomatik fakat statik bir şekilde gerçekleşir. Oysa edebi metinler, kurgu ve şiir okumaları; “zihin okuma” yetimizi çok daha dinamik bir fenomenal yapılanma ile geliştirmekte, ileri düzey meta-temsilleri anlamlandırabilmeyi olanaklı kılmaktadır. Bilişsel Poetika, “zihin okuma” yönergesini uzmanlaşmış bir kapasiteyle kullanarak zihinsel süreçleri okuma, çokkatmanlı metin yapılarının metin-içi ve metin-ötesi çözümlemelerini bilimsel bir tutarlılıkla açıklayabilme hedefiyle geleceği aydınlatmaktadır.
KAYNAKÇA
Arsal Leyla, Bakışın Serüveni, Ebabil Yayınları 2023.
Baron-Cohen S., Mindblindness: An Essay on Autism and Theory of Mind, MIT Press 1995.
Dennett Daniel C., The Intentional Stance, MIT Press 1987.
Gallagher Shaun, How the Body Shapes the Mind, Oxford University Press 2005.
Gallagher Shaun, Phenomenology, Palgrave Macmillan 2012.
Goldman Alvin I., Simulating Minds: The Philosophy, Psychology, and Neuroscience of Mindreading, Oxford University Press 2006.
Humphrey Nicholas, In a Dark Time, Faber and Faber 1984.
Lavelle Jane Suilin, Mindreading and Social Cognition, Cambridge University Press, 2022.
Merleau-Ponty Maurice, Görünür ile Görünmez, Çev: Hanife Güven, Doğu Batı Yayınları, Ankara 2023.
Palmer Alan, Fictional Minds, University of Nebraska Press, 2004.
Robinson Richard, “How Mirror Neurons Help Us Understand Insights of Others and Are Impaired in Autism”, Neurology Today, June 19, 2008. Erişim tarihi: 19.11.2025, saat: 20:38. https://neurologytoday.aan.com/doi/10.1097/01.NT.0000326103.62964.6c
Smith Karah L., “Cognitive Embodiment and Mind Reading in Jane Austen’s Persuasion”, Inquiries Journal, vol.9, no.10, 2017.
Zunshine Lisa, Why We Read Fiction, The Ohio State University Press, Columbus 2006.
[1] “Simülasyon teorisi, zihin okuyucuların kendi zihinlerinde, hedeflerinin zihinsel durumlarına benzeyen veya benzemek isteyen zihinsel durumlar ürettiklerini; bu durumların daha sonra hedeflere atfedildiğini veya yansıtıldığını söyler. Yüzlerden duyguları okumak gibi düşük seviyeli zihin okumada, simülasyon otomatik ayna sistemleri tarafından gerçekleştirilir. Daha kontrollü simülasyon süreçleri, burada “canlandırma hayal gücü” olarak adlandırılır ve yüksek seviyeli zihin okumada kullanılır. Görsel ve motor imgelemlerin görme ve yapma eylemlerini taklit etme girişimleri olduğu gibi, zihin okuma da karakteristik olarak bir hedefin zihinsel süreçlerini taklit etme girişimidir ve bunu hayal gücüyle üretilen durumun hedefe yansıtılması izler. Yansıtma hataları simülasyonun belirtisidir, çünkü kişinin kendi gerçek durumları simülasyon sürecine kolayca girer.” (Goldman, 2006)
[2] Geniş bilgi için bkz: Arsal Leyla, Bakışın Serüveni, Ebabil Yayınları 2023.